Fatma Ç. KABADAYI

Fatma Ç. KABADAYI

Eyyüp Yıldırmış ile edebiyat üzerine...

Bugün sizlere Sivas doğumlu, elinden kitap kalem düşmeyen, edebiyatsever bir hocamızla geldim. Eyyüp YILDIRMIŞ. Onunla yazıları, okudukları ve hayata dair tecrübelerini konuşacağız. Hazırsanız…

-Eyyüp Hocam öncelikle beni kırmadığın için çok teşekkür ederim. Hoş geldiniz. Sizi en yakınınıza sorsaydık sizi nasıl tarif ederdi? Neler söylerdi? Eyyüp Hocamızın iyi yanları, takdir ettikleri ya da sevmediği huyları neler mesela?

-Önce ben ağırladığınız size teşekkür ederim. Kendimden söz etmeyi hiç beceremediğimi peşinen söylemeliyim. Ciddi olduğum söylenir. Güçlü bir iradeye sahip olduğum güvenilirliğimden ve dürüstlüğümden söz ederlerdi sanırım.

eyyup-yildirmis-1.jpg

-Tahsil hayatınız tamamen Ankara’da Geçmiş. Aynı okuldan Gazi Üniversitesinden mezun olmuşuz. Ankara’yı sever misiniz? Ankara ve eğitim hayatınız deyince sizi etkileyen birkaç anınızı bizimle paylaşır mısınız?

-Her insana bir şehri sevme zorunluluğu getirilseydi düşünmeden tercihim Ankara olurdu. Nisan yağmurlarında yürümesini ve Zafer çarşısının eski kitapçılarını hiç unutmuyorum.

-Sürekli okuyor, okuduklarınıza dair eleştiri yazıları yazıyorsunuz. Yazılarınızı dergilerde, gazetelerde paylaşmaya devam ediyorsunuz. Yazma tutkunuz nasıl başladı ve yazmak sizin için ne ifade ediyor?

-Yazmak bir tutkudan daha çok şeyi ifade ediyor bence. Yeni bakış açıları yeni bir ortam ve ortak noktaları sizin gibi olan insanlarla buluşmanıza imkân sağlıyor. Pek çok yazar dostla gerek fiziksel gerekse eserleri yol ile tanışmaya vesile olan sihirli bir eylem. Dergi ve yerel basın yayın organlarında yazdıklarım ilk örneklerini okul yıllarıma özellikle de üniversite öğrenciliğim sıralarına dayandığını söyleyebilirim.

-Öykülerinizden konuşalım. Bilinç akımı ile ilgili yazdığınız öykülerden örneğin. Bunun dışında öykülerinizde en çok işlediğiniz konular nelerdir mesela? Konuyu işlerken okura yönelik mi yoksa duygularınıza yönelik mi düşünürsünüz?

-İki yönlü bir eylem, yazmak. Bir yanda yazar öte tarafta okur var bu eylemde. Çokça okur odaklı yazarım ama araya kendimden yaşadığım çevreden pasajlar serpmekten kendimi engelleyemem. Varın siz karar verin duygularım mı kendim mi yazma eyleminin odağındaymışız. Bilinç akımı biliyorsunuz, karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktarmaya çalışan bir edebi tekniktir. Yapıtlarda iç diyalog şeklinde göze çarpar. Bu tekniği kullanan yazarlara örnek olarak James Joyce, William Faulkner ve Virginia Woolf ve Borges gösterilebilir. Bu yazarları, tekniklerini kendime yakın bulup bu tür öyküler yazıyorum. Ama yeni arayışlar içinde olduğumu da söylemeliyim.

eyyup-yildirmis-3.jpg

-Yazılarınızla ilgili nasıl tepkiler alıyorsunuz? Okurlarınız sizinle en çok neleri paylaşıyor?

-Okuyanlar çoğu öyküdeki mekân, kişi ve olayların kendilerine tanıdık geldiğini söylerler. Bana yeni öyküler için bazen bilinçli bazen üstü kapalı ipuçları sunarlar. Yazma eyleminin temeli zaten bu iletişim çevresinde oluşmaz m? Bence öyle.

-Şiirle aranız nasıl, şiir okuduğunuzu biliyorum ama yazar mısınız? Ne tür şiirler seversiniz? Şiirin iyi olması için hangi özellikleri ararsınız?

-Denemedim diyemem ama uzun bir süre evvel hepsini yaktım. Duygularıma ivme kazandıran tüm şiirleri okurum. Kaderin bir cilvesi olmalı şair arkadaşlarım öykücülerden daha fazla ama şikâyetim yok.

-Edebi eserlerde aradığınız belli başlı nitelikler nelerdir? Bir romanı bitirdiğinizde ‘iyi ki bunu da okudum,’ dedirten nedir size?

-Toplumsal yönü ağır basan kitaplar tercihim. Öykü kitapları önceliğim olmasına karşın her türü okumaya gayret ederim. Bana katkısı mı oldu, yoksa zaman kabı mıydı sorularının cevabını verişime göre değişen bir durum bu.

En son bu kritere uyan Abbas Sayar’ın küçük yaşta anne ve babasını kaybeden ve amcasının bakımına muhtaç olarak hayatını sürdüren bir çocuğun, büyüyüp bir delikanlı olduğunda babasından miras kalan toprağı amcasından almak için yaptıkları ve başından geçen olaylar, psikolojik ve sosyolojik tahliller boyutunda konu edildiği Çelo isimli romanını okudum.

-Şu an Balıkesir’ de ikamet ediyorsunuz. Balıkesir kültürel yönden oldukça faal bir şehrimiz. Konserleri, tiyatroları, edebiyatçıları ile tam bir sanat şehri. Bu bağlamda Balıkesir ile ilgili bize bilgi verebilir misiniz?

-Öteden beri bir kültürel birikime sahip ilimizin. Cumhuriyet öncesi ve sonrası eser veren pek çok isim var bildiğiniz gibi. Ömer Seyfettin bunların başında geliyor biliyorsunuz. Son zamanların parlayan yıldızı Metin Savaş ile şair ve eleştirmen İbrahim Oluklu bu edebi geleneğin temsilcileri olarak sayılabilir.

Son jenerasyondan da siz ve başka birçok ismi sayabiliriz kuşkusuz. Kültürel etkinlikler virüs salgını ile kesintiye uğrasa bile kısa zamanda yeni bir ivme kazanıp kaldığı yerden devam edecektir.

-Hayat, hepimizi zamanla olgunlaştırıyor, doğruyu yanlışı, güzeli çirkini öğretiyor. Gençlere hayata dair beş nasihat istesek sizden neler söylersiniz.

- Okuyun, düşünün, yazın, paylaşın, sabırlı ve dürüst olun.

-Yeni projeleriniz var mı? Birkaç ipucu alabilir miyiz?

-Epeydir gündeminde olan bir öykü dosyam var. Ama henüz vakti gelmemiş olmalı ki beklemeye devam ediyor. Bunun dışında yazma eylemimiz yukarıda anlattığım şekilde sürüp gidiyor.

-Okurlarımızla bir öykünüzü paylaşmanızı istesek hangisini paylaşmamıza izin verirseniz.

-Severek. Önüm Ardım Yalnızlık, isimli bir öykümü paylaşayım izninizle.

 

Önüm Ardım Yalnızlık

Uzun zaman sonra eski bir dostu görmenin verdiği telaşla ardı sıra hızlıca yürüdüm. Omzuna dokundum; merhaba niyetiyle. Aldırmadı. Yineledim tekrar. Aldırmadı yine. Birkaç kere daha. Yine aynı aldırmazlık.

Sabahın körü. Soğuk. Alıp verdiğimiz nefes önümüz ardımız sıra eşlikçimiz. Otomobil ve insan trafiği yok denecek kadar az. Yollar boş.  

Yere sürttüğü ayaklarından çıkan sesi duyup tanıdım, şap, şap, şap.  Benden epey ileride: Eski paltosu içine büzülmüş yürüyordu. Üç yol ağzından karşıya geçiyordum. O karşıdaymış. Ben ve O art arda sokaktayız şimdi.

En umulmadık anda arkanızdan omzunuza dokunur, selamına karşılık bulana kadar peşinizi bırakmazdı. Öyle biri. Zararsız adam.

Öldü diye duymuştum.  Çınar altındaki kahvehanede geçen gün. İçim cız etmişti.

Yaşıyormuş demek. Dedim ya, sevindim. Oysa o kadar da yakından tanımıyordum. Sizin beni benim sizin tanıdığımız kadar yani. Hiçbir şey bilmiyordum hakkında: Şehrimizin meczuplarından biriymiş. Öyle demişlerdi, sadece.

Hızla uzaklaştı benden. Köşedeki bir mağazanın vitrini önünde içeri bakıp el sallarken, camdan tebessümlü yüzünü zar zor seçebiliyordum.

Selamını verip yoluna devam etti. Tanıdık birine ulaşmak içinmiş telaşının tümü diye söylendim. Kıskandım; oysa benden esirgemişti selamını.

Kimdi bu şanslı: Mağazada erkenci bir görevli arayan gözlerim, vitrinin hemen sağında merhaba dercesine gülen yüzü ve size uzanan eli ile karton bir mankene takıldı; mütebessim yüzü ile asıl niyeti sizi mağazaya alışverişe davet olan bu karton insan onun için ne anlam taşıyordu kim bilir.

Yalnız biriydi Osman ayrıca zararsızdı da.  

Yolum uzun ve hava da oldukça soğuk.

Zararsız ve yalnız Osman, beni kendi yalnızlığım ve öfkemle baş başa bırakmış şap şap şap sesleri eşliğinde uzaklaştıkça uzaklaşmıştı.

Ara sokaklardan yükselen mangal kokusunu, kömürün sıcaklığı takip etti.  Şehir uyanıyordu, yürüdüm. Önüm ardım yalnızlık.  

-Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyor, saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz.

-Asıl ben teşekkür ederim. Emeklerinize sağlık. Umarım bir gün siz de bana konuk olursunuz.

-Onur duyarım Sayın Hocam.

eyyup-yildirmis-2.png

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.